Jump to content

Sergio Bianchi - (Bir Günlük Kaydı)


Önerilen İletiler

Oluşturuldu:

Bugün bir şeyler yazmak istiyorum. Hani bazen insana, her şeyin biraz karıştığı anlarda yazmak gelir ya… İşte öyle bir an. Geriye dönüp baktığımda, hep merak ettim: İnsan kim olduğunu ne zaman keşfeder? Belki de o anlardan biri şimdi…

 

——

 

Ben Sergio Bianchi. 19.05.2001 doğumluyum. Milano’nun o kalabalık sokaklarında, ıssız sabahların ve gürültülü akşamların arasında büyüdüm. Her şey o şehri sevmek gibiydi. Kahve kokuları, yağmurdan ıslanmış eski taşlar, sabahın erken saatlerindeki o sessizlik… Milano’da hayat, sanki başkalarının gölgelerinde geçiyordu. Hâlâ o şehri içimde taşıyorum, ne kadar uzak olsam da. Çocukken fazla konuşmazdım, ama insanları izlemeyi çok severdim. Gözlerinde kaybolan bir hikâye, her anın içinde bir şey saklıydı. Bu yüzden büyüdükçe, bana her şeyin ardında bir anlamı olduğuna inandım. O yüzden tıp okudum. İnsanları anlamak, bedenlerini ve ruhlarını incelemek, onların içsel dünyalarına dokunabilmek… Hayatımın bir amacı gibi hissediyordum. Üniversite yıllarımı, aslında bir yandan çalışarak, bir yandan okula giderek geçirdim. Gündüzleri dersler, akşamları bir barda barmenlik. O zamanlar, her şeye hâkim gibi görünmeye çalışıyordum, ama içimdeki boşluğu fark etmek zor oluyordu. Bar, bana insanları anlamayı öğretti. Bir kokteylin ardında, bir hikâye vardı. Her siparişi alırken, insanların gözlerindeki kırgınlıkları, neyi sakladıklarını, neyi kaybettiklerini anlamaya başladım…

 

Her neyse… Bugünlük bu kadar. Belki yarın, hatırladıklarımdan biraz daha anlatırım. Şimdilik, geçmişin tozunu hafifçe silkeleyip bugüne geri dönüyorum.

  • Beğen 5
  • Teşekkürler! 1
gönderildi

“Yeni bir gün, yeni bir sayfa”

 

Bugün yine eski defterimi açtım.
Bazen bir anı öylesine canlı gelir ki, sanki üzerinden yıllar geçmemiş gibi… İşte şimdi öyle bir anı geldi aklıma.

 

———

 

Bir akşam, bardayken Giulia adında bir kadın gelmişti. O anı dün gibi hatırlıyorum. Gözlerindeki ışıltı hâlâ gözümün önünde…
O kadar güzeldi ki. Ama sadece güzellik değildi onu farklı kılan; gözlerinde bir sakinlik vardı, içinde fırtınalar koparken bile dışarıya huzur taşıyan bir duruş… Hafif bir gülümseme, kendinden emin bir çekicilik. İtiraf etmeliyim, beni her şekilde büyülemişti. Benden bir kokteyl istemişti. Sadece bir içki değil, sanki o anın tüm yükünü hafifleten bir dokunuş gibi…
Rom, nar aroması ve vanilya likörüyle hazırladım kadehini. Bir yandan içkimi hazırlarken bir yandan ona kendimden bir parça sundum. İçimi, o geceyi, tüm hissettiklerimi… Giulia, kadehi eline aldığında gözlerimin içine bakıp hafifçe gülümsedi. Sonra o cümleyi söyledi:
“İnsanları gerçekten görmek istiyorsan, bazen kelimelere değil, hissettirdiklerine kulak ver.”

İşte o an, içimde bir şeyler kırılıp yeniden şekillendi. Belki de hayatımda ilk defa, kelimelerle değil, sadece bir bakışla, bir anla gerçekten birini hissettim. O geceden sonra dünyaya bakışım değişti. İnsanların söylediklerine değil, sakladıklarına, hissettiklerine odaklanmaya başladım.
Birinin gülüşünün ardındaki kırıklığı, birinin sessizliğinin içindeki fırtınayı görmeyi öğrendim.  Üniversite bittiğinde, Milano artık bana dar geliyordu. O güzel şehri sevsem de, içimde daha fazlasını arıyordum. Ve böylece valizimi topladım. Los Santos’a doğru yola çıktım. Burası bambaşka bir dünya. Kaotik, yorucu, kocaman. Ama bir o kadar da hayat dolu…

 

Şimdi burada intern doktor olarak çalışıyorum. Her gün yeni bir yüz, yeni bir hikâye, yeni bir ders…
Henüz burayı tamamen “evim” diyerek kabullenemedim. Ama her sabah yeni bir başlangıç gibi uyanıyorum.

Belki bir gün, gerçekten kök salarım.
Belki bir gün, valizim yerden kalkmaz.
Şimdilik yoluma devam ediyorum… Acele etmeden, hissederek, yaşayarak.

 

Defteri kapatıyorum. Belki başka bir sokakta, başka bir barda, o tanıdık bakışı yeniden bulurum. Belki de bazı anılar, sadece hatırlanmak içindir…

  • Beğen 4
  • Teşekkürler! 1
gönderildi

farklı bir tarz başarılar takipteyim 🍻

  • Beğen 1
gönderildi

giphy.gif?cid=6c09b952w29fwzie5qbtnvk46tHoşuma gitti başarılar.

  • Beğen 1
gönderildi

Sessiz Bir Gece — Yeni Bir Sayfa

 

—————
 

Bazen, insan ne kadar yorulursa yorulsun, bazı ağırlıklar sırtından inmiyor.
Bugün de o gecelerden biri.
Defterimi açarken ellerim hafif titredi. Sanki kelimeler bile korkuyor çıkmaya.

Geçen gece bir ameliyata girdim.
İlk ameliyatımdı. İlk defa, gerçek anlamda bir hayatı avuçlarımın arasına aldım.
İlk defa, bir insanın yaşayıp yaşamayacağına dair bir savaşın içinde oldum. Polisle çıkan bir çatışmada vurulmuş bir adamdı. Sırtından giren kurşun, sağ alt kaburgadan çıkmıştı.
Vücudu, o küçücük metal parçasının açtığı yıkımı taşıyamamıştı.İşte o an, içimde bir düğüm oluştu. Operasyon boyunca elimden gelen her şeyi yaptım. Her dikişte, her müdahalede, sanki hayatı ellerimin arasına sıkıştırmış gibiydim. Bir an bile vazgeçmedim. Her seferinde “Belki kurtarabilirim.” dedim. İçimdeki sessiz dualarla savaş verdim.
Kan durmuyordu… Damarlar, hayatı taşımaktan vazgeçmiş gibiydi.
Kalbi yavaşladı.

Parmaklarım kanla kaplıydı, zamanla yarışıyordum.
Ama…
Sonunda sustu.
Kalbi sustu.
Sanki bütün ameliyathane, o anda sessizliğe gömüldü.

O an, sadece bir hayatı kaybetmedim.
İlk kez, çırpınarak tuttuğum bir hayatı ellerimin arasından kaybettim.
Ve sanırım bu yüzden, daha da ağır geldi.

Saatlerdir kendi kendime soruyorum.
Bu benim suçum muydu?
Daha fazla ne yapabilirdim?
Yoksa…
Bu, o gece o tetiğe basan ellerin mi yüküydü?

Ben yaşatmak için oradaydım.
Onlar vurmak için.

Ama işte, sonunda herkes bir parça kaybediyor.
Kurşunu sıkan belki unutur, raporu yazan belki unutur…
Ama ben…
Ben ellerimi her yıkadığımda, hâlâ o kana bulanmış anı görüyorum.

İlk ameliyatımdı.
Ve sonunda, ilk kaybımı yaşadım. İlkler genellikle heyecanlı olur derler. Ama kimse, bir insanın ilk kaybının kalbine bu kadar ağır bir taş gibi oturacağını söylemiyor.

Bazen kendime, “Elinden geleni yaptın, Sergio.” diyorum.
Bazen de sessizce, “Yetmedi.” diye fısıldıyorum.
Ve en kötüsü, ikisine de tam inanamıyorum.

 

Bugün buraya yazıyorum, çünkü başka kime anlatabilirim bilmiyorum.
Kimi zaman en ağır yükler, görünmeyenler oluyor.

 

Ve kendi kendime söz veriyorum:
Bir daha hiç kaybetmemeyi öğrenemem belki, ama her kayıpta biraz daha güçlü olmayı deneyeceğim…

 

Defteri kapatmadan önce bir şey daha eklemek istiyorum:
Hayat bazen bizim kontrolümüzün ötesinde kayıplarla dolu. Ama belki de cesaret, tüm kayıplara rağmen bir sonraki ameliyata, bir sonraki hayata yine aynı umutla başlamakta! 

  • Beğen 2
gönderildi
𝓕𝓾𝓻𝓲𝓷𝓪, 2 saat önce yazdı:

Sessiz Bir Gece — Yeni Bir Sayfa

 

—————
 

Bazen, insan ne kadar yorulursa yorulsun, bazı ağırlıklar sırtından inmiyor.
Bugün de o gecelerden biri.
Defterimi açarken ellerim hafif titredi. Sanki kelimeler bile korkuyor çıkmaya.

Geçen gece bir ameliyata girdim.
İlk ameliyatımdı. İlk defa, gerçek anlamda bir hayatı avuçlarımın arasına aldım.
İlk defa, bir insanın yaşayıp yaşamayacağına dair bir savaşın içinde oldum. Polisle çıkan bir çatışmada vurulmuş bir adamdı. Sırtından giren kurşun, sağ alt kaburgadan çıkmıştı.
Vücudu, o küçücük metal parçasının açtığı yıkımı taşıyamamıştı.İşte o an, içimde bir düğüm oluştu. Operasyon boyunca elimden gelen her şeyi yaptım. Her dikişte, her müdahalede, sanki hayatı ellerimin arasına sıkıştırmış gibiydim. Bir an bile vazgeçmedim. Her seferinde “Belki kurtarabilirim.” dedim. İçimdeki sessiz dualarla savaş verdim.
Kan durmuyordu… Damarlar, hayatı taşımaktan vazgeçmiş gibiydi.
Kalbi yavaşladı.

Parmaklarım kanla kaplıydı, zamanla yarışıyordum.
Ama…
Sonunda sustu.
Kalbi sustu.
Sanki bütün ameliyathane, o anda sessizliğe gömüldü.

O an, sadece bir hayatı kaybetmedim.
İlk kez, çırpınarak tuttuğum bir hayatı ellerimin arasından kaybettim.
Ve sanırım bu yüzden, daha da ağır geldi.

Saatlerdir kendi kendime soruyorum.
Bu benim suçum muydu?
Daha fazla ne yapabilirdim?
Yoksa…
Bu, o gece o tetiğe basan ellerin mi yüküydü?

Ben yaşatmak için oradaydım.
Onlar vurmak için.

Ama işte, sonunda herkes bir parça kaybediyor.
Kurşunu sıkan belki unutur, raporu yazan belki unutur…
Ama ben…
Ben ellerimi her yıkadığımda, hâlâ o kana bulanmış anı görüyorum.

İlk ameliyatımdı.
Ve sonunda, ilk kaybımı yaşadım. İlkler genellikle heyecanlı olur derler. Ama kimse, bir insanın ilk kaybının kalbine bu kadar ağır bir taş gibi oturacağını söylemiyor.

Bazen kendime, “Elinden geleni yaptın, Sergio.” diyorum.
Bazen de sessizce, “Yetmedi.” diye fısıldıyorum.
Ve en kötüsü, ikisine de tam inanamıyorum.

 

Bugün buraya yazıyorum, çünkü başka kime anlatabilirim bilmiyorum.
Kimi zaman en ağır yükler, görünmeyenler oluyor.

 

Ve kendi kendime söz veriyorum:
Bir daha hiç kaybetmemeyi öğrenemem belki, ama her kayıpta biraz daha güçlü olmayı deneyeceğim…

 

Defteri kapatmadan önce bir şey daha eklemek istiyorum:
Hayat bazen bizim kontrolümüzün ötesinde kayıplarla dolu. Ama belki de cesaret, tüm kayıplara rağmen bir sonraki ameliyata, bir sonraki hayata yine aynı umutla başlamakta! 

 

 

Dostoyevsky, Tolstoy Yanında bok yesin canım kardeşim Türk klasikleri romanı Sergio Bianchi hikayesini okumak için sabırsızlıkla takipteyiz.

 

  • Beğen 2
gönderildi
𝓕𝓾𝓻𝓲𝓷𝓪, 10 saat önce yazdı:

Sessiz Bir Gece — Yeni Bir Sayfa

 

—————
 

Bazen, insan ne kadar yorulursa yorulsun, bazı ağırlıklar sırtından inmiyor.
Bugün de o gecelerden biri.
Defterimi açarken ellerim hafif titredi. Sanki kelimeler bile korkuyor çıkmaya.

Geçen gece bir ameliyata girdim.
İlk ameliyatımdı. İlk defa, gerçek anlamda bir hayatı avuçlarımın arasına aldım.
İlk defa, bir insanın yaşayıp yaşamayacağına dair bir savaşın içinde oldum. Polisle çıkan bir çatışmada vurulmuş bir adamdı. Sırtından giren kurşun, sağ alt kaburgadan çıkmıştı.
Vücudu, o küçücük metal parçasının açtığı yıkımı taşıyamamıştı.İşte o an, içimde bir düğüm oluştu. Operasyon boyunca elimden gelen her şeyi yaptım. Her dikişte, her müdahalede, sanki hayatı ellerimin arasına sıkıştırmış gibiydim. Bir an bile vazgeçmedim. Her seferinde “Belki kurtarabilirim.” dedim. İçimdeki sessiz dualarla savaş verdim.
Kan durmuyordu… Damarlar, hayatı taşımaktan vazgeçmiş gibiydi.
Kalbi yavaşladı.

Parmaklarım kanla kaplıydı, zamanla yarışıyordum.
Ama…
Sonunda sustu.
Kalbi sustu.
Sanki bütün ameliyathane, o anda sessizliğe gömüldü.

O an, sadece bir hayatı kaybetmedim.
İlk kez, çırpınarak tuttuğum bir hayatı ellerimin arasından kaybettim.
Ve sanırım bu yüzden, daha da ağır geldi.

Saatlerdir kendi kendime soruyorum.
Bu benim suçum muydu?
Daha fazla ne yapabilirdim?
Yoksa…
Bu, o gece o tetiğe basan ellerin mi yüküydü?

Ben yaşatmak için oradaydım.
Onlar vurmak için.

Ama işte, sonunda herkes bir parça kaybediyor.
Kurşunu sıkan belki unutur, raporu yazan belki unutur…
Ama ben…
Ben ellerimi her yıkadığımda, hâlâ o kana bulanmış anı görüyorum.

İlk ameliyatımdı.
Ve sonunda, ilk kaybımı yaşadım. İlkler genellikle heyecanlı olur derler. Ama kimse, bir insanın ilk kaybının kalbine bu kadar ağır bir taş gibi oturacağını söylemiyor.

Bazen kendime, “Elinden geleni yaptın, Sergio.” diyorum.
Bazen de sessizce, “Yetmedi.” diye fısıldıyorum.
Ve en kötüsü, ikisine de tam inanamıyorum.

 

Bugün buraya yazıyorum, çünkü başka kime anlatabilirim bilmiyorum.
Kimi zaman en ağır yükler, görünmeyenler oluyor.

 

Ve kendi kendime söz veriyorum:
Bir daha hiç kaybetmemeyi öğrenemem belki, ama her kayıpta biraz daha güçlü olmayı deneyeceğim…

 

Defteri kapatmadan önce bir şey daha eklemek istiyorum:
Hayat bazen bizim kontrolümüzün ötesinde kayıplarla dolu. Ama belki de cesaret, tüm kayıplara rağmen bir sonraki ameliyata, bir sonraki hayata yine aynı umutla başlamakta! 


"Belki de bir insanı gerçek yapan, taşıdığı izlerdir; yaşadıkları kadar, kaybettikleriyle de büyür." 
- UnderJR23

Başarılar dostii

  • Beğen 1
gönderildi

Bazı Geceler Asla Bitmez…

 

Bugün serbest bırakıldım.
Demir parmaklıkların ardında geçen saatler, o gece, sanki ömrümden yıllar çaldı.
Ama dışarı çıktığımda anladım ki, insan bazen hapisten değil, kendi içindeki boşluktan kaçamıyor.

Yürüyordum.
Havanın soğukluğu yüzüme çarpıyordu.
Her adımda ayaklarım sanki daha da ağırlaşıyordu.
Gökyüzü griydi, rüzgar hafif hafif yüzüme çarpıyordu.
Ama ben başka bir yerdeydim; düşüncelerimin içinde, kaybolmuş bir halde.

İçimde hâlâ iki gecenin yükünü taşıyorum.
İki yaralı gece.
İkisi de farklı, ikisi de aynı acıyla kazındı ruhuma.

İlki…
İlk ameliyatım.
Polisle çıkan bir çatışmada sırtından vurulmuş bir adam.
Onun için elimden gelen her şeyi yapmıştım.
Saatlerce savaştım, her dikişte, her baskıda, onu hayata döndürmeye çalıştım.
Ama olmadı.
İç kanamaya yenik düştü.
24.04.2025, saat 19.51’de, ölümünü kaydettik.
İlk ameliyatımda bir hayatı kurtaramamanın acısı, hâlâ ellerimde hissettiğim o çaresizlik, hâlâ geceleri uykumu bölüyor.
O gece, ameliyathane ışıklarının altında, sessizce bir parçamı kaybettim.

 

 

Ve sonra Akina’nın gecesi geldi.
Normal mesaim bittiğinde, hastaneye bir eşyamı almak için dönmüştüm.
Orada Vivi’yi ve şerifin getirdiği bir kızı buldum.
Adı Akina’ydı.
Uyuşturucudan perişan olmuş, hayattan kopmuştu.
Onunla konuşmaya çalıştım.
Sıcaktım, dostça yaklaştım.
Ama tersledi beni, itti uzaklaştırdı.

Sonra bir şekilde arabamda buldum onu.
Vicewood tabelalarına kadar sürdüm.
O tabela altında birlikte oturduk.
O an gözlerinin içindeki fırtınayı görmüştüm.
Bira şişesini yere fırlattı, kendini kaybetmişti.
Git dedi bana…
Gittim.

On beş dakika sonra, korkudan, endişeden geri döndüm.
Ama artık çok geçti.
Akina, sonsuzluğa atlamıştı.
Yüzünde, bira şişesinde, merdivenlerde parmak izlerim vardı.
Polisi aradım, geldiler.
Ve bir geceliğine beni de götürdüler.

Suçlu değildim.
Ama herkes öyleymişim gibi baktı.
Bütün ipuçları, bütün izler beni gösteriyordu.
Ben ise sadece… onu korumaya çalışmıştım.

Şimdi kendi kendime soruyorum:
Ben mi suçluyum?
Yoksa ona o uyuşturucuları satanlar mı?
Onu çaresizliğe iten hayat mı?
Onu anlamayan, kurtarmaya çalışmayan insanlar mı?
Bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum; o gece, hayatımdan bir parça daha eksildi.

İki gece.
İki kayıp.
İki yara.

Ve ben, hâlâ yürümeye çalışıyorum.
Bazen özgür olduğumu sanıyorum.
Sonra anlıyorum…
Gerçek tutsaklık insanın kendi vicdanında başlıyormuş.

Bugünlük defteri kapatıyorum. Sadece bu gece için. Biraz toparlanmam lazım. Yarın yine yazarım belki…


Not:
“Bazı yükler, insanı yere bastırmaz; gökyüzüne bakarken başını eğdirir.”

  • Beğen 2
gönderildi

UwU

  • Beğen 1
gönderildi

Başarılar hoca

  • Beğen 1
Misafir
Bu konu kilitlenmiş, mesaj gönderemezsiniz.
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    • Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.
  • Son Reklamlar LIVE

    30s yenilenir • 15 reklam

    Enrico Sante
    20
    Enrico Sante ÇEVRİMİÇİ

    [ADS Güvenlik] Sende şehrin en iyi bodyguardı olmak istemez misin? İletişim: 578-122

    Danny Harrington
    7
    Danny Harrington ÇEVRİMİÇİ

    Halk dostu Lost Heaven BAR'da giriş ücreti yok! Malibu manzarasında biranızı yudumlamak ve şehrin en uygun fiyatlarında hizmet almak için adres Vespucci - Goma ST! No 781. ((/gps isyeri 781))

    Marina Westbrook
    17
    Marina Westbrook ÇEVRİMİÇİ

    Hayat kurtaranlar arasına katıl! Los Santos Fire & Medical Department yüksek maaş ve lojman imkânıyla yeni personel arıyor. İtfaiye Eri, Doktor, Psikiyatri ve Hemşire alımı devam ediyor. ((Los Santos Hükümeti > LSFMD > İşe Alım))

    Liana Nara
    57
    Liana Nara ÇEVRİMİÇİ

    [GROVE BAR] Venezuela başkanı burada bira içerken alındı, sende gel biranın keyfini çıkart! @269

    Tanisha Pearce
    28
    Tanisha Pearce ÇEVRİMİÇİ

    [Grove Bar] Sayın Donald Trump Venezuela başkanına saldırı emrini burada verdi, üstüne de keyif birası içti. @269

    Vance Fisher
    45
    Vance Fisher ÇEVRİMİÇİ

    [GROVE BAR] Gelmeyenin evine biz geliyoruz! Los Santos'un en nezih köşesinde bir viski iç. ((/gps isyeri 269))

    Liana Nara
    57
    Liana Nara ÇEVRİMİÇİ

    [GROVE BAR] Venezuela başkanı burada bira içerken alındı, sende gel biranın keyfini çıkart! @269

    Tanisha Pearce
    28
    Tanisha Pearce ÇEVRİMİÇİ

    [Grove Bar] Sayın Donald Trump Venezuela başkanına saldırı emrini burada verdi, üstüne de keyif birası içti. @269

    Enrico Sante
    20
    Enrico Sante ÇEVRİMİÇİ

    [ADS Güvenlik] Sende güvenlik olup saatte binlerce dolar kazanmak istemez misin?! İletişim: 578-122.

    Liana Nara
    57
    Liana Nara ÇEVRİMİÇİ

    [GROVE BAR] Venezuela başkanı burada bira içerken alındı, sende gel biranın keyfini çıkart! @269

    Tanisha Pearce
    28
    Tanisha Pearce ÇEVRİMİÇİ

    [Grove Bar] Sayın Donald Trump Venezuela başkanına saldırı emrini burada verdi, üstüne de keyif birası içti. @269

    Victor Kane
    23
    Victor Kane ÇEVRİMİÇİ

    (Ring of Fire) “Sushi mi, ramen mi? Fark etmez, hepsi alevden geçiyor!" @418

    Tajuana Breisacher
    20

    Yüksek maaş, lojman ve itibarlı bir meslek fırsatı! Los Santos Fire & Medical Department geleceğin kahramanını arıyor. İtfaiye Eri, Doktor, Psikiyatri, Hemşire pozisyonları için başvurular açık! ((Los Santos Hükümeti > LSFMD > İşe Alım))

    Cole Mercer
    19
    Cole Mercer ÇEVRİMİÇİ

    (Ring of Fire) “Sushi mi, ramen mi? Fark etmez, hepsi alevden geçiyor!" @418

    Liana Nara
    57
    Liana Nara ÇEVRİMİÇİ

    [GROVE BAR] Venezuela başkanı burada bira içerken alındı, sende gel biranın keyfini çıkart! @269

  • Blog Statistics

    • Total Blogs
      14
    • Total Entries
      676
  • Üye İstatistikleri

    • Toplam Üye
      8,531
    • Çevrimiçi Rekoru
      3,400

    En Yeni Üye
    RRisus
    Kayıt tarihi
  • İletiler

    • Ravenna
    • Ravenna
    • Ravenna
    • Ravenna
      Gavran Todorov   Gavran Todorov 23 Nisan 2001’de Sırbistan’da dünyaya geldi. Todorov soyadı daha küçük yaşlardan itibaren onun üzerinde bir “gölge” gibi durdu. Bu soyadın ağırlığı vardı… ama Gavran hiçbir zaman o ağırlığı bağırarak taşıyanlardan olmadı. O, daha çok susarak taşımayı öğrendi. Ailesi onun “amca tarafı” olduğu için, doğrudan merkezde büyümese de Todorovların dünyası onun evinin kapısından eksik olmazdı. Bazen bir akşam yemeğinde masaya oturan adamların konuşmaları, bazen gecenin bir saatinde gelen telefonlar, bazen de herkesin bir anda sessizleşmesi… Gavran küçükken bile bunun “normal” bir aile düzeni olmadığını fark ederdi. Yine de panikleyen bir çocuk olmadı. Tam tersine; o yaşlarda bile gözlem yapmayı, dinlemeyi ve insanları okumayı kendine alışkanlık haline getirdi.   Çocukluğu: Sessiz ama Parlak Bir Zihin Gavran çocukken diğer çocuklar gibi sürekli koşturan, bağıran bir tip değildi. O daha çok kenarda durur, bir şeyi inceler, sonra doğru anda konuşurdu. Oyuncakları bile sıraya dizip düzen kurardı. Hatta aile içinde birileri şaka yollu “Bu çocuk büyüyünce ya avukat olur ya da başımıza bela olur” derdi. Ama Gavran bela olmayı hiç seçmedi. Çünkü o, gücün sadece yumrukla değil, cümleyle de kurulduğunu erken yaşta anladı. Evde tartışma çıktığında bağıranlar değil, sakin kalanlar kazanıyordu. Gavran bunu gördü ve kendine bir kural koydu: “Ben sesimi değil, aklımı yükselteceğim.” Küfür etmeyi sevmezdi. Çocukken bile ağzından kötü söz çıkmazdı. Çıkarsa da hemen toparlar, utanırdı. Onun yerine bakışlarıyla tepki verirdi. İnsanlar bazen onun o sakinliğini “çekingenlik” sanırdı ama Gavran çekingen değildi. Sadece gereksiz yere enerji harcamazdı.   Okul Çağı: Öğretmenlerin Sevdiği, Çocukların Merak Ettiği Çocuk Okul yıllarında Gavran iki şeyle tanındı: düzgün konuşması ve fazla olgun olması. Öğretmenler onu severdi çünkü derslerde akıllı sorular sorardı. Ama bu sorular “hava atmak” için değil, gerçekten anlamak içindi. Gavran’ın kafası hızlı çalışırdı, özellikle dil ve mantık konularında. Edebiyat dersinde düzgün cümle kurar, tarih dersinde olayların arkasındaki sebep-sonuç ilişkisini çözmeye çalışırdı. Arkadaş çevresi genişti ama “en yakın” dediği insan sayısı azdı. Çünkü Gavran herkese gülümseyebilirdi ama herkesin içine girmesine izin vermezdi. Birini gerçekten sevmesi için onun karakterini çözmesi gerekirdi. Okulda kavga çıkar mıydı? Çıkardı. Ama Gavran kavga eden taraf olmazdı. O daha çok kavga çıkmadan önce araya girip cümle kuran olurdu. Bazen iki kişi birbirine girecekken, Gavran sakin bir sesle: “Gerek yok… ikiniz de saçmalıyorsunuz.” derdi ve tuhaf şekilde ortam düşerdi. İnsanlar onun ağzından çıkan kelimeleri “ağır” bulurdu çünkü Gavran konuştu mu boş konuşmazdı.   Gençlik Dönemi: Beyefendilik Bir Maske Değil, Seçimdi Liseye geldiğinde Gavran’ın karakteri daha netleşti. O artık “sakin çocuk” değil, sakin ama etkili bir gençti. Dışarıdan bakınca problemsiz, temiz, düzgün bir delikanlı gibi dururdu. Ama Todorov soyadının getirdiği gerçekleri de inkâr etmezdi. Aile toplantılarında, büyüklerin konuşmalarında bir şey dikkatini çekmişti: Bazı adamlar gücü sadece korku ile kuruyordu. Bazıları ise saygı ile… Gavran ikinci türden olmak istedi. Çünkü korku geçiciydi. Saygı kalıcıydı. Gençlik döneminde sosyal hayatı da renkliydi. Kadınlarla iletişimi çok rahat gelişti. Ama bu rahatlık “laçkalık” değildi. Gavran kadınlarla konuşurken asla yükselmez, asla kaba olmazdı. İlgi gösterirken bile ölçülüydü. Flört onun için oyun değil, zarif bir iletişim biçimiydi. Bir mekânda oturduğunda dikkat çekerdi ama bunu “ben buradayım” diye bağırarak değil; varlığıyla yapardı. Kadınlara iltifat ederken ucuz cümle kurmazdı. Mesela biri güzel giyinmişse: “Tarzın fazla iddialı değil ama çok net… yakışmış.” derdi. Bu cümleler hem sade hem etkiliydi. Gavran’ın cazibesi tam da buradaydı: Abartmadan etkilemek. O dönemde kendini geliştirmek için çok şey yaptı. İnsan psikolojisini okumaya merak sardı. Pazarlık, ikna, konuşma teknikleri… Hepsini “hayat bilgisi” gibi görüyordu. Çünkü onun dünyasında hayatta kalmak için sadece güç değil, akıl gerekiyordu.   Todorov Ailesi İçindeki Yeri: Dışarıdan Yakın, İçeriden Temkinli Gavran Todorov ailesine yabancı değildi ama her zaman bir tık “farklıydı”. Bazı kuzenler sertti, bazıları deliydi, bazıları direkt saldırgandı… Gavran ise o ateşin yanında duran soğuk bir bıçak gibiydi. Aile içinde ona güvenenler vardı çünkü sır tutardı. Ama aynı zamanda bazıları da ondan çekinirdi çünkü Gavran: Gereksiz konuşmazdı Her şeyi görür gibi bakardı Birini kırmadan sınır çizerdi Onun en güçlü yanı şuydu: Kimseyle kavga etmeden üstünlük kurabilmesi.     Los Santos’a Gelişi: “Kaçış” Değil, Yeni Bir Sahne Gavran’ın Los Santos’a gelişi bir gecede alınmış ani bir karar değildi. Bu bir “kaçış” da değildi. Çünkü Gavran kaçan biri değildi. O, her zaman plan yapardı. Sırbistan’da işler zamanla daha karmaşık hale gelmeye başlamıştı. Aile içinde bazı anlaşmalar, bazı bağlantılar, bazı adamlar… Gavran bunun içinde boğulmak istemiyordu. Çünkü o kendi yolunu çizmek istiyordu. Los Santos onun için bir fırsattı: Daha büyük bir şehir Daha fazla insan Daha fazla ihtimal Ve en önemlisi… daha fazla “oyun alanı” Ama Los Santos aynı zamanda tehlikeliydi. Gavran bunu bilerek gitti. Çünkü o tehlikeyi sevdiği için değil, tehlikeyi yönetebildiği için oraya adım attı. Şehre ilk geldiğinde gözleri hemen çevreyi okumaya başladı. Hangi sokakta kim var, kim kiminle, kim nerede güçlü… Gavran Los Santos’u bir şehir gibi değil, bir satranç tahtası gibi gördü. İlk günlerinde çok dikkat çekmedi. Bir süre sessiz kaldı. Mekânlara gitti, insanları izledi, ortamı kokladı. Çünkü Gavran’ın tarzı şuydu: Önce dinle, sonra konuş. Önce izle, sonra hareket et. Los Santos’ta kendine yeni bir düzen kurdu. Bazı işlere girdi, bazı bağlantılar kurdu. Ama bunu “mafya çocuğu” gibi yapmadı. O, daha çok şehirdeki düzgün insanlarla, iş dünyasıyla, gece hayatının görünmeyen tarafıyla ilişki kurdu. Lounge barlar, otel restoranları, özel partiler… Gavran bu tarz ortamlarda çok rahat hareket ederdi. Çünkü o mekanlar onun diliydi. İnsanlar bağırarak güç göstermeye çalışırken, Gavran bir bardak içkiyle oturup karşısındakini konuşturarak her şeyi öğrenirdi.   Gavran’ın Los Santos’taki Amacı Gavran Los Santos’a bir şey kurmaya geldi. Kendini ispat etmeye değil… Kendini inşa etmeye geldi. Aile bağlarını koparmadı ama kendini tamamen aileye de zincirlemedi. Todorov soyadı ona kapı açıyordu, evet… ama Gavran o kapıdan girerken bile kendi kurallarını taşıyordu. Los Santos’ta onun hedefi şuydu: Güvenilir bir isim olmak İnsanların ona “beyefendi” demesi Ve bu beyefendiliğin altında ciddi bir güç olduğunu hissettirmek Çünkü Gavran’ın tarzı sertlik değil, zarafetle korkutmaktı. Ve şehrin içinde yavaş yavaş şu söylenti yayılmaya başladı: “Todorovlardan biri gelmiş… ama bu farklı. Bu bağırmıyor… gülümseyerek kazanıyor.”     Hobiler & İlgi Alanları Satranç / strateji oyunları (kafası hep çalışır) Kaliteli içki kültürü (viski, şarap vs. tadım) Klasik müzik + lo-fi (kafa dinlemek için) Gece şehir sürüşleri (tek başına, sakin) Kitap okuma: psikoloji, insan davranışları, iş dünyası Şık mekanlar: lounge, otel barı, sessiz yerler   Yetenekleri / Güçlü Yanları İnsanları hızlı analiz eder Pazarlık ve ikna konusunda iyidir Sessiz kaldığında bile baskı kurabilir Plan yapmayı sever, plansız işten hoşlanmaz Sadakat onun için önemlidir (ama kör sadakat değil)   Dış Görünüş / Aura Genelde temiz giyinir, klasik tarzı sever. Saat, parfüm, detay takıntısı vardır. Ortamda sigara içiyorsa bile “cool” durur, bağırmaz çağırmaz. Göz teması kuvvetlidir, konuşurken insanı kilitler.   Kişilik & Karakteristik Özellikler Nazik ve kontrollü: Asla gereksiz yükselmez, sinirini dışarı kusmaz. Zeki ve stratejik: Konuşmadan önce düşünür, konuşurken hedefi bellidir. Neredeyse hiç küfür etmez: Küfür yerine ince bir iğneleme kullanır, daha etkili olur. Karizmatik ama sakin: Gösteriş yapmaz, zaten kendini belli eder. Soğukkanlı: Panik yapmaz, kriz anında bile rahat durur. Güven veren biri: İnsanlar onun sözünü “boş konuşmaz” diye dinler.
    • fieL
      RUHSATINIZ ONAYLANDI Ruhsatınız City of Los Santos Government tarafından onaylanmış ve aktifliği başlamıştır, bu süreçten sonra ruhsatınızın takibini yapmak sizin sorumluluğunuzda olup, yapmamanız halinde cezai işlemlere tabii tutulabilirsiniz. En kısa sürede fiziki ruhsatınız teslim edilecektir. (( @Quanze ))     City Planning Division Deputy Director Ryan Latshaw
  • En Çok Katkı Verenler

    1. fieL
      fieL
      2873
    2. kwo
      kwo
      1966
    3. Asap
      Asap
      1661
    4. Boreki
      Boreki
      1557
    5. Izanagi
      Izanagi
      1540
  • Aktif Kullanıcılar

    1. 1
      Manifesto
      Manifesto
      156
    2. 2
      Lyrasxd
      Lyrasxd
      134
    3. 3
      Asap
      Asap
      121
    4. 4
      Wooser
      Wooser
      118
    5. 5
      atomfurki
      atomfurki
      93
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgilendirme

Terms of UseGizlilik Politikası