Jump to content

Carolina Rosera


Önerilen İletiler

Oluşturuldu: (düzenlendi)

     Başlangıç

  1. "Carolina Rosera: El Dolor Corre en las Venas"
  2. Acı damarlarda akar.
  3. İspanya'nın Cádiz sokakları güneşle yıkanırken, küçük Carolina annesinin gülüşünü son kez duyduğunda sadece on iki yaşındaydı. "Donde hay amor, hay dolor" — Nerede aşk varsa, orada acı da vardır — derdi annesi Mirabel, bir yandan saçlarını okşarken. O gün, o sevgi dolu ses sonsuza dek sustu.
  4. Yıllar geçti. Hayat Carolina'ya gülmeyi unutturmuştu. Gözleri bir kez olsun parıldasa, o parıltının ardında biriken fırtınayı yalnızca kendisi bilirdi. Yirmi dört yaşında, abisi Diego tutuklandığında, dünya bir kez daha ayağının altından kaydı. Bu kez yalnızca acı değil, öfke de kalbine yerleşti.
  5. Ama Antonio... Ah, Antonio. Kan bağı olmasa da, ruhları aynı yolun yolcusuydu. Ona direksiyonu tuttuğunda nasıl nefes aldığını, motor sesiyle nasıl yaşadığını öğreten oydu. O andan sonra Carolina için yol yalnızca asfalt değil, aynı zamanda kaderdi. Sokaklar onun savaş alanı, arabalar ise kılıcıydı.
  6. “Más vale perder el camino que perder el alma.”
  7. — Yolu kaybetmek ruhu kaybetmekten iyidir.

 

ndnxfyb.png

1. Bölüm: Kan Gibi Kırmızı

  1.  
  2. “Sangre llama a sangre.”
  3. — Kan kanı çeker.
  4. Carolina Rosera, sabahın köründe uyananlardan değildi ama o gün farklıydı. Gün doğarken, güneşin ilk ışıkları Cádiz’in dar sokaklarına vururken, yirmi beş yaşındaki Carolina, Antonio’nun eski garajının kapısını yavaşça araladı. İçerisi yağ, benzin ve geçmişle doluydu.
  5. Duvara asılı o eski fotoğraf… Üç kişi. Carolina, Diego ve Antonio. Diego’nun kolu iki omzun etrafında. O karede gülüyordu Carolina. Belki de son kez.
  6. Motorlar hâlâ sessizdi. Ama içindeki öfke çoktan çalışmıştı.
  7. “Bugün yarış var mı?” diye sordu Antonio, liftin altından çıkarken. Üzerindeki tulum yağ içindeydi, ama gözleri tertemiz ve netti.
  8. Carolina cevap vermedi. Sadece bir anahtarlık savurdu ona doğru: küçük bir boğa figürü. Diego’nun hediyesi.
  9. Antonio başını eğdi. Her şey belliydi.
  10. “Yeni çocuklar geldi,” dedi. “Seni tanımıyorlar.”
  11. “Tanımalarına gerek yok. Beni hissedecekler.”
  12. “El silencio también es una respuesta.”
  13. — Sessizlik de bir cevaptır.
  14. O gece, şehir suskundu. Ama yeraltı yarışları susmazdı.
  15. Cádiz’in dışında, terk edilmiş bir limanda kurulan pist, tanıdık fısıltılarla doluydu. Motor homurtuları, lastiklerin hafif çıtırtısı… ve Carolina’nın gelişiyle aniden kesilen uğultu. Carolina, annesi Mirabel'in kırmızı fularını aracının sağ aynasına bağladı. Bu onun için bir rutindi.
  16. Kırmızı tulumu giymişti. Kan gibi kırmızı.
  17. Direksiyonun başına geçtiğinde, artık yalnız değildi. Diego oradaydı. Mirabel oradaydı. Hepsi o direksiyonun etrafında dönüyordu.
  18. Yarış başladığında zaman durdu. Carolina, refleksleriyle değil, acısıyla sürüyordu.
  19. ve kazandı.
  20. Ama zafer sessizdi. Çünkü bu bir bitiş değil, başlangıçtı.

 

 

Bölüm 1.1: Kesişen Rotalar

"Hay quienes no te rescatan de la oscuridad, pero eligen ser tu sombra en ella."
(Bazıları seni karanlıktan kurtarmaz, ama orada senin gölgen olmayı seçer.)

Chicago.
Soğuk, metalik ve kirli… ama sokaklarının altında öfke kadar umut da akar. Carolina içinse bu şehir, sadece geçici bir duraktı. Bonnie adında bir kadının daveti üzerine buraya gelmişti. Her yer ona yabancıydı... Dil, kültür, sokaklar… Antonio'nun tüm ısrarlarına rağmen yine de Chicago’daki bu davete icabet etmişti.
Çünkü içinde bir yangın vardı; hâlâ yarışabiliyordu. Hâlâ acısını asfalta kusabilirdi. “El que algo quiere, algo le cuesta,” diye düşündü Carolina. Bedelsiz hiçbir yolun kıymeti olmazdı.

Yarış başlamadan saatler öncesinden motorlar homurdanmaya, neon ışıklar beton duvarlarda dans etmeye çoktan başlamıştı. Carolina aracının sağına geçti, sağ bileğinde bağlı duran kırmızı fuları aracının sağ aynasına bağladı. Annesi Mirabelle’in fularıydı bu. Sürücü koltuğuna geçtiğinde Mirabelle ve Diego onun etrafında dönmeye başlamıştı bile, her zamanki gibi.

Anahtarı kontağa sokup çevirdiğinde arabası çalışmamıştı. Panikle birkaç kez daha denedi. Sonuç aynıydı. Direksiyonun sol altında bulunan kaput kolunu çekip arabadan indi. Kaputun içerisini biraz kurcaladıktan sonra buji kablolarına zarar verildiğini fark etmesi uzun sürmemişti Carolina'nın.
Kaputu sertçe kapattı. Öfke parmak uçlarına yürüyordu. Ama sesini alçaltıp içinden geçirdi:
“A mal tiempo, buena cara.”
Kötü havaya iyi yüz gerekirdi. Sadece yarışlar değil, sokaklar da bunu öğretmişti ona.

Tam o sırada kalabalığı yaran bir motor sesi duyuldu.
Mat siyah, 94 model bir Celica, yanına kayarak durdu. Kapı yavaşça açıldı.
Camdan bir kadın sarktı; keskin gözlü, sert bakışlı… ama gizli bir sıcaklık taşıyan.
“İsmin ne?” diye sordu.
Carolina tereddütsüz cevapladı.
“Carolina Rosera.”
Kadın sırıttı.
“Ben de Bonnie. Bu gece, senin gecen olacak.”

Arabayı ona uzattı. Anahtarı bile atmadan.

Carolina, direksiyona geçtiğinde kendisine söz verdi. Bu yarışı kazanacaktı...
Motoru çalıştırdı, gazı kökledi ve Chicago’nun beton tünellerine meydan okudu.
Virajlardan biri öylesine keskindi ki, kalbi bir an yerinden fırlayacak gibi oldu.
Ama içinden tek bir söz yankılandı:
“Más vale perder un minuto en la vida que la vida en un minuto.”
Korkuya yer yoktu. Ama dikkat, her zaman.

O gece Carolina kazandı.
Ama sadece yarışı değil — bir dost, bir yol, bir kader kazandı.
Carolina, Bonnie’nin aracından inip kaputun önüne yaslandı. Yüzünde gururlu bir gülümsemeyle, bitiş çizgisinde Bonnie’yi gözüyle arıyordu.
Bonnie, yanına gelip sırtına dokundu.
“Sana bir teklifim var. Los Santos’a, Sandy Shores’a benimle gel. Kendi yollarını çizmekten bıktıysan, artık bir amacın olabilir.”

Carolina gözlerini kaçırmadı.
“Ne tür bir amaç?”
Bonnie sertçe cevapladı:
“Ben asker değilim, ama savaşı biliyorum. Yanımda birine ihtiyacım var — biri beni değil, ardımdaki dünyayı korusun diye. Askerim olur musun, Rosera?”

Carolina sessiz kaldı.
Bonnie’nin gözleri dürüsttü ama fırtınalı. İçinden geçen düşünce belki de kaderin bir yansımasıydı:
“Dime con quién andas y te diré quién eres.”
Yanındaki yol arkadaşlarını seçmek, aslında kendini seçmekti.

Sonra başını olumsuz yönde salladı, hafif buruk bir tebessümle.
“Üzgünüm Bonnie, Câdiz'de bırakamayacağım bir ailem var. Geriye pek insan kalmasa da... Teklifin için minnettarım.” dedi Carolina, bu sefer gözlerini kaçırmıştı.
Bonnie'nin yüzündeki sert ifade biraz yumuşamıştı.
“Araban şu an kullanılamayacak durumda Caro,” dedi ve kendi aracına çene kaldırıp işaret ederek sözlerine devam etti.
“Sende kalsın. Aracını merak etme, benimle güvende,” diyerek sözlerini bitirdi. Arkasını dönüp yürürken son kez arkasına bakmayı kafasından geçirdi ama kişiliğinden ödün veremezdi.
Tek elini havaya kaldırıp,
“Tekrar görüşeceğiz, Caro,” dedi arkasına bakmadan. Gelen özel aracına binip bitiş çizgisini terk etti Bonnie.

Carolina yere baktı. Elinde Bonnie'nin verdiği anahtar vardı. Ve içinden son bir söz geçti:
“Quien no arriesga, no gana.”
Ama risk, bu gece onun değil, başkasının alacağıydı. Şimdilik.
 

 

 

hqyyi8v.png

 

 

 

2. Bölüm: Diego’nun Gölgesi

  1. “La sombra del árbol también forma parte del árbol.”
  2. — Ağacın gölgesi de ağacın bir parçasıdır.
  3. Yirmi dört yaşındaydı Carolina.
  4. O sabah evine döndüğünde kapının önünde üç polis aracı ve bir ambulans vardı. Güneş henüz doğmamıştı, ama ışıklar yeterince parlaktı; gerçekleri karanlıkta bırakmamak için.
  5. Diego, o gün gözaltına alındı. Cinayet suçlaması. Birkaç saat içinde tüm şehir, en azından yeraltı dünyasının büyük kısmı, haberi duymuştu. Carolina ise o an donmuştu.
  6. Sorgu odasındaki fotoğraflar... kanlı tişört... bir silah... ve Diego’nun suskunluğu.
  7. “No dije nada, Caro,” demişti. “Porque a veces la verdad solo sirve para destruir lo poco que queda.”
  8. — “Hiçbir şey demedim, Caro. Çünkü bazen gerçek, geride kalan az şeyi bile yok etmeye yarar.”
  9. Diego suçsuz muydu?
  10. Carolina bunu hiçbir zaman öğrenemedi. Ama bildiği tek şey vardı: O gün bir parçası kopmuştu. Annesinden sonra, Diego da gitmişti.
  11. Mahkeme salonu soğuktu. Hakim sesini yükseltmeden müebbeti okuduğunda, Carolina’nın içinden bir şey kırılmadı… büsbütün yıkıldı.
  12. Antonio o gün yanında oturdu. Tek kelime etmeden.
  13. Carolina, duvara yaslandığında ve gözlerinden yaşlar değil öfke süzüldüğünde, Antonio onun kulağına eğildi:
  14. “Entonces corre. Si no puedes pelear por él, corre por él.”
  15. — “O hâlde koş. Onun için savaşamıyorsan, onun için sür.”
  16. İşte o gün Carolina’nın içinde bir motor çalıştı. Susturulamayan bir hırs, yönünü asfaltla bulan bir öfke.
  17. Ve o gece ilk gerçek yarışına çıktı.
  18. Bu kez kazanmak için değil.
  19. Hissetmemek için.
  20. 2.1 Bölüm: Asfaltın Kızı
  21. “La calle no perdona.”
  22. — Sokak affetmez.
  23. Cádiz’in gecesi yine parlıyordu.
  24. Bir yarış gecesi daha… ama bu, diğerlerinden farklıydı. Havanın kokusu ağır, yıldızlar sönüktü. Carolina, direksiyon başındayken içini kemiren bir his vardı. Sanki gece bir sır saklıyordu.
  25. Rakipleri tanıdık değildi. Organizasyon farklıydı. Yeni bir para akışı, yeni bir düzen. Antonio bu yarıştan hoşlanmamıştı.
  26. “Caro, bu çocuklar yarışmaz. Bunlar yok eder.”
  27. Ama Carolina için geri dönüş yoktu. Bu pist onun vedası olacaktı.
  28. “Ben kazanmazsam, bu şehir beni asla unutturmaz.”
  29. Yarış başladı. Dört araba. Biri Carolina, diğerleri suskun, karanlık adamlar. Başlama işareti verildiğinde, asfalt çığlık attı.
  30. İlk iki tur Carolina’nın hâkimiyetindeydi. Ama üçüncü turda biri, arka lastiğine çarptı. Bu bir hata değildi. Bir uyarıydı.
  31. Son viraja geldiğinde, karşısına bir araç çıkartıldı — yarış dışı, kuralsız, planlanmış. Kaza kaçınılmazdı. Carolina aracı zar zor kontrol etti, ama bir tabelaya çarptı ve yan döndü.
  32. Yarış alanı karıştı.
  33. Antonio bağırarak ona koştuğunda Carolina aracın içinde hâlâ nefes alıyordu ama sağ kolunda bir kesik, alnında kan vardı.
  34. Polis sirenleri uzaktan duyulmaya başladı. Ama bu da oyunun bir parçasıydı. Yarıştan çok, tuzaktı bu gece.
  35. Bir ses yankılandı garajın girişinden:
  36. “Está marcada. Demasiado para este sitio.”
  37. — “O işaretlendi. Bu şehir ona fazla.”
  38. O gece Carolina saklandı. Antonio ona sahte belgeler verdi.
  39. “Los Santos’a git, sana limana kadar eşlik edebilirim Caro-… **Bir anlığına tek yanağını gerdi Antonio ve derin bir çekti** ama sonrasında yalnızsın kızım.” dedi.
  40. “Orada geçmişin seni bulamaz. Ama sen kendini bulabilirsin.”
  41. Giderken aynaya bir bakış attı.
  42. Son kez... Cádiz.
  43. Son kez... annesinin fuları.
  44. Son kez... eski benliği.
  45. Ve motoru çalıştırdı.

 

 

rwxwlqf.png

 

 

Ara Sahne

Geriye Kalan: Bir Yaz Günü, Cádiz 
“Los recuerdos son las únicas cosas que nadie puede robarnos.”
— Hatıralar, kimsenin bizden çalamayacağı tek şeydir.
Güneş tepede duruyordu.
Küçük Carolina, Mirabel’in eline tutunmuş, pazar yerindeki kalabalığın içinde yürüyordu. Annesi çiçekleri severdi. Özellikle kırmızı sardunyaları. “Sanki toprak nefes alıyor,” derdi.
Diego ise onları uzaktan izliyordu. Duvara yaslanmış, elleri cebinde, gözünde gölge. Carolina için abisi bir süper kahraman gibiydi. Sessiz, güçlü, hep tetikte.
Ama o gün Diego’nun bakışlarında bir huzursuzluk vardı.
Carolina o geceyi hiç unutmadı.
Çünkü ilk kez bir motor sesiyle kalbi atmıştı.
Sokağın köşesinden eski bir araba geçti. Siyah, uzun, biraz gürültülü. Diego'nun bakışları değişti. İçinden bir adam seslendi ona, kısa bir diyalog oldu. Carolina bir şey anlamadı, ama annesi Diego’ya yaklaşıp elini sıktığında, yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.
O gece Mirabel Carolina’ya eski bir hikâye anlattı.
Bir kadının, deniz kenarında bir rüzgârla dans ettiği, ama sevdiği adamı fırtınada kaybettiği bir hikâye.
“Kadın, denize küsmedi,” dedi annesi.
“Neden?” diye sordu Carolina.
“Çünkü deniz hem alır hem verir,” dedi annesi. “Tıpkı hayat gibi.”
Ertesi sabah, Diego çoktan çıkmıştı.
O gün Carolina babasını sormadı.
Çünkü ilk defa hissetmişti: Aile, kan değil, kalanlardı.
Ve o eski arabanın sesini duyduğunda içinden bir şey kıpırdadı.
Araba hızlandıkça, kalbi de hızlandı.
O his... o hız... o yankı...
İşte o an başladı her şey.
Kırmızı Sardunyalar 
“Cuando una madre se va, el silencio pesa más que el dolor.”
— Bir anne gittiğinde, sessizlik acıdan daha ağır gelir.
Cádiz’in o sabahı sessizdi. Hava alışılmadık şekilde serindi. Carolina sabah uyanmış, annesinin mutfakta şarkı söylemesini duymayı beklemişti. Ama mutfak suskundu.
Garipti. Çünkü Mirabel sabahları susmazdı.
Carolina, ayak parmaklarının ucuna basarak salona yürüdü. Gözlerini ovuşturdu. Annesi koltukta oturuyordu. Sardunyaları pencereden izliyordu. Kırmızı olanlar çiçek açmıştı.
Ama annesinin duruşunda bir tuhaflık vardı. Sessizliği, huzur gibi değildi. Durgunluktu. Bekleyen bir son gibi.
“Mamá…?”
Ses çıkmadı.
Yavaşça yaklaştı. Annesinin yüzü solgundu ama gözleri açıktı. Gözlerinde bir damla yaş, bir damla huzur vardı.
Eli hâlâ sardunya yaprağının ucundaydı.
“Mamá… levántate... por favor!.”
— “Anne… kalk… ne olur!”
Carolina, annesinin dizine başını koydu.
Sanki birazdan gözlerini açacak gibi…
Ama saatler geçti. Ve Mirabel hiç kıpırdamadı.
Diego o gün koşarak geldiğinde Carolina hâlâ aynı yerdeydi. Kucağında annesinin eli, gözlerinde yaş yoktu.
Çünkü o an çocukluk bitmişti.
Bir çiçek açmıştı, biri solmuştu.
O günden sonra Carolina sardunyaları sevmedi.
Ama her gördüğünde içinden şöyle mırıldandı:
“Tú me enseñaste a mirar al viento sin miedo.”
— “Rüzgâra korkmadan bakmayı sen öğrettin bana.”

 

 

3. Bölüm: Kırık Bağlar

  1. “El dolor compartido es la mitad del dolor.”
  2. — Paylaşılan acı, acının yarısıdır.
     
  3. Mirabel’in ölümünden sonra evde zaman sanki durmuştu. Carolina’nın dünyası küçük bir hapishaneye dönüşmüştü; içinde kocaman bir yalnızlık vardı.
  4. Diego, abisi olmanın yüküyle sessizliğe gömülmüş, kendi içinde savaşıyordu. Ne söylese yanlış, ne yapsa yetersizdi.
  5. “Birbirimizi kaybettik, Caro,” derdi bazen,
  6. “ama daha kaybetmedik birbirimizi.”
  7. Carolina ise daha çok içine kapanmıştı. Gülümsemek, oyun oynamak unuttuğu duygulardı. Kendi odasının penceresinden dışarı bakarken, denizin ve gökyüzünün birleştiği ufukta kaybolurdu.
  8. Yine de Diego onun yanında olmaya çalışırdı. Bir gün, eski ve paslanmış bir araba anahtarını uzattı ona:
  9. “Bunu al. Sana bir şey göstereceğim.”
  10. Antonio o zamanlar yoktu. O yüzden Diego, Carolina’nın ilk öğretmeni olmuştu. Birlikte motorları inceler, parçaları tamir ederlerdi. Bu, Carolina için bir kaçıştı; sessizlik yerine motorların sesi vardı artık.
  11. Ve yavaş yavaş…
  12. Küçük bir çocuğun kalbinde umut tohumları yeşermeye başladı.
  13. “Un clavo saca otro clavo,” derlerdi. Bir çivi başka bir çivi çıkarırmış.
  14. Diego, arabalarla açılan o yeni kapı, Carolina’nın acısını biraz olsun hafifletti.
  15. Ama hiçbir şey, Mirabel’in yokluğunu tamamen dolduramadı.
  16. “De tal palo, tal astilla.”
    — Elma ağacından armut düşmez.

    Diego hapisle mücadele ederken, Carolina için bir başka figür hayatına girdi: Antonio.
    Antonio, Diego’nun en yakın arkadaşı, abisinden farksız gördüğü kardeş gibiydi. İspanya’nın tozlu sokaklarında, küçük garajlarında, araçların arasında başlayan dostlukları, Carolina’nın hayatını değiştiren bir yolun başlangıcıydı.
    Antonio, araçların dilini bilen biriydi. Sadece motoru değil, insanı da iyi okurdu. Carolina’nın içine saklandığı dünyayı çözdü; suskunluğunun arkasındaki fırtınayı anladı. Ona sürüşü öğrettiğinde, Carolina sadece aracı değil, aynı zamanda kendi duygularını da kontrol etmeyi öğrendi.
    Sokak yarışlarında ilk kez yanında Antonio vardı. Ona güveniyordu; çünkü o, Diego’nun uzantısıydı. Bir nevi ailesinin kalan kanıydı.
    O günlerden beri, Antonio ve Carolina’nın arasındaki bağ kopmadı. O, onun freniydi; hızlı hayatında ayaklarını yere bastıran gerçekliği.
    Carolina’nın hız tutkusu, yalnızca sokaklarda değil, hayatın zorluklarına karşı verdiği savaştaydı.
    Antonio’nun varlığı, onu tamamlayan sessiz bir güçtü.

 

qzxv8d3.jpg

 

4. Bölüm: Kaçış

  1. “La libertad no es un regalo, es una conquista.”
  2. — Özgürlük bir hediye değil, bir fetihdir.
  3. Cádiz gecesi, hiç olmadığı kadar soğuktu.
  4. Carolina’nın kalbi hızla atıyordu; bu, sadece yarış heyecanından değildi.
  5. Arkadan gelen sirenler, yankılanan ayak sesleri ve gölgeler… Hepsi ona, oradan hızla uzaklaşması gerektiğini fısıldıyordu.
  6. Garajın kapısını sessizce kapattıktan sonra, Antonio ile beraber eski bir kamyonete bindi.
  7. Kimse onların orada olduğunu bilmiyordu. Kamyonet kasasında, üzerine eski örtüler örtülmüş yarış arabasıyla birlikte gizlendiler.
  8. Yol uzun ve tehlikeliydi.
  9. Polis kontrolleri, sokaklarındaki düşmanlar… Her köşe, yeni bir riskti.
  10. Antonio’nun sakinliği tek dayanağıydı.
  11. “Yavaş ve dikkatli, Caro. Her an bir hata, her an bir son olabilir.”
  12. Pasaportlar, sahte kimlikler, değişen yüzler…
  13. Her sınır kapısında yürekler ağzına geldi.
  14. İspanya’yı geride bırakırken, yanında sadece azıcık eşya ve annesinin kırmızı fuları vardı.
  15. Bu fular, geçmişin hem yükü hem de umudu oldu.
  16. Gemide, Atlantik’in ortasında…
  17. Los Santos’a doğru yol alırken, Carolina gemide tek başınaydı.
  18. Ama zihninde hâlâ birkaç saat öncesinin sıcaklığı vardı.
  19. Limanda, o paslı konteynerlerin arasında Antonio’yla son kez karşı karşıya durmuşlardı.
  20. Rüzgâr esiyor, dalgalar kıyıya vuruyordu. Sessizlikleri gürültülüydü.
  21. Konuşmadan bir süre birbirlerine baktılar.
  22. Sonra Antonio bir adım attı, Carolina’nın elini tuttu.
  23. “Ben senin abin değilim, ama seni kendi kanım gibi gördüm,” dedi sesi çatallı, boğazı düğümlü.
  24. “Bunu yapmak zorunda olduğunu biliyorum… ama seni burada bırakmak… kolay değil, Caro.”
  25. Carolina’nın gözleri doldu. İlk kez, kaçamayacağı bir şeyle yüzleşiyordu:
  26. Vedalaşmakla.
  27. “Elveda deme,” dedi fısıltıyla. “Sadece... görüşürüz de.”
  28. “Çünkü ben geri döneceğim. Belki farklı biri olarak… ama döneceğim.”
  29. Antonio, cebinden küçük bir cıvata parçası çıkardı—ilk birlikte tamir ettikleri motorun içinden.
  30. “Bunu yanında götür,” dedi. “Nereye gidersen git, sen hâlâ kim olduğunu hatırla.”
  31. Birbirlerine sarıldılar. Uzun, sessiz, kırılgan bir sarılış.
  32. Kalplerinin attığı tek yer, o andı.
  33. Hiçbir kelime, o sıkı kavrayış kadar derin değildi.
  34. “Beni unutma, Antonio.”

 

 

lp1s0gv.png

 

 

  1. “Sen, unutmamın mümkün olmadığı tek şeysin, Caro.”
  2. Carolina gözyaşlarını silmeden gemiye bindi.
  3. Korkuyordu. Ama aynı zamanda kararlıydı.
  4. Gemi limandan uzaklaştığında, Antonio hâlâ oradaydı. Küçük bir siluet, ama koca bir geçmişti.
  5. Ve sonra içinden sessizce fısıldadı:
  6. “Bu deniz, beni senden ayırıyor… ama aynı deniz, beni ben yapacak.
  7. Beni taşıdığı yer yeni olabilir… ama içimdeki her yol, seni hatırlatacak.”
  8. Los Santos’a vardığında, Carolina için her şey yabancıydı.
  9. Dil, kültür, sokaklar…
  10. Ama en çok korktuğu, geçmişin peşinden gelmesiydi.
  11. Sandy Shores’a doğru yol alırken, tozlu yollar, kıraç topraklar onun yeni meydanıydı.
  12. Burada yeniden doğmak, kendini bulmak için bir şans vardı.
  13. Ama kalbindeki yara kapanmamıştı.
  14. Geceleri yalnız, motorun sesiyle konuşur gibi hız yapardı.
  15. Sokaklar ıssız, ama onun için yeni bir hayatın kapıları aralıktı.
  16. Antonio’nun ona öğrettikleriyle, hızla değil, kontrollü sürüyordu artık.
  17. Çünkü özgürlük, sadece hız değil, akıl ve cesaret gerektiriyordu.....

 

 

Bölüm 5: Nuevos Comienzos

 

“Elige tu arma, toma el volante, y nunca olvides tu propósito.”
(Silahını seç, direksiyonunu tut, amacını unutma.)

Sandy Shores, çölün ortasında sıkışmış bir yara gibiydi. Tozun, pasın ve unutulmuşluk hissinin iç içe geçtiği bu yerde, her şey zamanla yarışmıyor; ona teslim oluyordu.

Carolina, Bonnie’yi bulduğunda geceydi. The Nomad’s Hook, dökülmüş neon ışıklarıyla parlıyordu. İçeride eskilerden kalma country tarzı bir müzik çalıyordu — sanki yıllardır çalmış da kimse dinlememişti.
Bonnie, köşede oturuyordu. Bir viski bardağını, geçmişini içer gibi yudumluyordu.

Karşılaştıklarında sarılmadılar. Bu iki kadının da yaraları vardı, ve bazı yaralar sessizlikle sarılır.
Sabaha kadar birbirleriyle konuşarak geçmişlerini döktüler birbirlerinin önüne.

Bonnie, şafak sökerken ayağa kalktı.
"Haydi! Kalk. Seni bir yere götüreceğim," dedi.
Sesinde emir değil, siper alma arzusu vardı.
Carolina, başını salladı. Bir şey demedi. Bonnie’nin arabasına bindi.

Yol boyunca suskun kaldılar.
Mojave Çölü, uykudan yeni uyanmış bir hayalet gibi uzanıyordu önlerinde.
Güneş, ilk ışıklarını çekinerek atıyordu toprağa.
Arabaya vuran her ışık, Carolina’nın zihninde Câdiz’in tozlu sokaklarını parça parça silmeye başladı.

“No hay camino difícil para quien tiene rumbo,”
diye düşündü içinden.
Yolu olan için zorluk yoktu.
Artık onun da bir yolu vardı — ve yanında bir gölge yürüyordu: Bonnie.

Varacakları yere geldiklerinde güneş, kasabanın paslı çehresine asılı duruyordu.
Tabelalar eğilmiş, pencereler örümcek ağlarına boğulmuştu.
Ama içeride bir hayat kıvılcımı vardı.
Bir kadın için hazırlanmıştı burası, yıllar önce karar verilmiş gibiydi.

Bonnie, eski bir hangarın önünde durdu.
Motor sustu.
Kapı açıldı.
“Sana ait bir şey var içeride,” dedi yalnızca.

İçeri girdiklerinde havada makine yağı, barut ve zamanın kokusu asılıydı.
Raflarda dizilmiş silahlar — sıradan değil, geçmiş görmüş silahlar.
Köşede bir araba duruyordu, üstü örtülmüş, uyuyan bir yırtıcı gibi.

Bonnie ilerledi.
Bir tabanca aldı, Carolina’ya uzattı.
Silahın metalinde güneşin yansıması vardı; geçmişle gelecek arasında bir çizgi gibiydi.

Sonra göz göze geldiler.
Bonnie, derin bir nefes aldı. Gözleri Carolina’nın kalbine bakıyor gibiydi.

“Bir silah verdim... Kendini koruyasın diye.
Bir araç verdim... Yolunu bulasın diye.
Bir amaç verdim... Unutma diye.”

Carolina'nın dudaklarından tek bir atasözü süzüldü ardından, kurşun gibi:

“A grandes males, grandes remedios.”
(Büyük dertlere, büyük çözümler gerekir.)

Kapı açıldı.
Güneşin altın sarısı, loşluğun üzerine bir tokat gibi indi.
Carolina, ağır ağır dışarı çıktı.

Arkasından kapanan hangar kapısının sesi, ona ait olmayan bir hayatın kapanış müziği gibiydi.
Ayakta durdu, gözlerini güneşe dikti.
Mirabelle’in fuları bileğinde bağlıydı.
Diego’nun sesi rüzgârda yankılanıyordu.
Ve içinden geçirdi:

“No hay vuelta atrás para quien ha despertado.”
(Uyanmış biri için geri dönüş yoktur.)

Carolina Rosera, o gün orada öldü.
Onun yerine, savaşan bir kadın doğdu.
Artık geçmişin izlerinden kaçan bir kadın değildi.
Ve o kadın, direksiyonuna geçtiğinde artık yalnız değildi.
Çünkü bazı yollar yalnız çıkılır, ama bir kader yaratır.

Bölüm 5.1: Sandy Shores

 


"No todos los lazos son de sangre. Algunos se forjan con fuego y asfalto."
(Her bağ kanla kurulmaz. Bazıları ateş ve asfaltla yoğrulur.)

Los Santos’un Sandy Shores’a açılan arka yollarından birinde, ılık ve sessiz bir geceydi. Carolina, hangarın önünde durmuş, Bonnie’nin verdiği araca göz gezdiriyordu. O sırada, toz bulutunun içinden bir motorun hırıltısı geldi — derinden, net, alışılmadık.

Krom kaplamaları güneşi değil, geçmişi yansıtıyordu.
Bir chopper.
Direksiyonun arkasındaki adam, dövmelerle bezeli, yağlı bir tulum giymişti. Saçları rüzgârdan dağılmış, gözleri yorgun ama dikkatliydi.

Evan Roger.
Kanadalı bir dövme sanatçısı.
Sanatla konuşur, sessizlikle anlaşırdı.
Bonnie’nin bağlantılarından biri tarafından buraya çağrılmıştı — motoruyla, geçmişiyle ve cebinde birkaç kırık hayalle birlikte.

İlk bakışta Carolina ve Evan arasında hiçbir ortak yön yok gibiydi.
Ama bu dünyada bazı ruhlar, konuşmadan da birbirini tanır.
İkisinin de içinde bastırılamayan bir öfke, silinmeyen bir kayıp ve dinmeyen bir yolculuk vardı.

Evan, o gece hangarın içinde Carolina’nın arabasının kaputunu incelerken, bir şey dikkatini çekti: aynaya bağlı kırmızı bir fular.
Elini uzatmadı.
Sadece fısıldadı:

“Sevdiğini kaybeden biri, hiçbir şeyi tamir etmeye çalışmaz… sadece durmasını ister.”

Carolina başını kaldırdı.
İlk kez biri, ona teknik değil, doğrudan ruhuna dair bir cümle kurmuştu.
Sadece tek bir kelimeyle cevap verdi:

“Sen de mi kaybettin?”
Evan başını salladı.
“Babamı. Sonra da kendimi. Sonra da Kanada’yı.”

O gece bir bira açtılar. Carolina Heineken’i görünce hafifçe güldü:

“Ciddi adamlarsınız siz.”
Evan göz kırptı:
“Ya da çok yorgun.”

O günden sonra, birbirlerine danışmadan karar almaz oldular.
Carolina, Evan’a sokakların içgüdüsünü verdi.
Evan, Carolina’ya sakinliğin gücünü.

Garajı birlikte paylaştılar.
Evan’ın dövme makinesi, Carolina’nın direksiyonu kadar keskin çalışıyordu artık.
Ve her dövme, bir yol hikâyesi gibi yazıldı deriye: acı, kayıp, direniş, ama en çok da hayatta kalma.

 

 

 

 

  1.  
  2.  

  3.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

tarihinde kokesta tarafından düzenlendi
gönderildi

iyi roller 

gönderildi

fenaaaa

 

gönderildi

Santos'ta her gece yarış var. Keyifli roller...

  • 2Ay Sonra...
gönderildi

Dönem değişikliğinden dolayı konu arşivlendi. Konuyu tekrar aktif etmek isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.

gönderildi

Tekrar aktif. @kokesta

  • Partner
gönderildi

Görüşmeye katıl

Şimdi yayınlayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Bir hesabınız varsa, şimdi oturum açın.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömüldü.   Bunun yerine bağlantı olarak görüntüle

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Editör içeriğini temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    • Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgilendirme

Terms of UseGizlilik Politikası